Tasarım, Kodlama, Premium Accounts

Tasarım, Kodlama, Premium Accounts


    Atatürk Neden Öldü?

    Paylaş
    avatar
    R
    Yeni Kullanıcı
    Yeni Kullanıcı

    Aktiflik :
    10 / 99910 / 999

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 12
    Uzmanlık : Null
    Ruh Hali :
    Kayıt tarihi : 22/01/10

    Kişi sayfası
    CeuPuan: 1

    default Atatürk Neden Öldü?

    Mesaj tarafından R Bir Salı Ağus. 24, 2010 7:21 am

    Atatürk Neden Öldü?


    Tarih 10 Kasım 1938. Tüm Türkiye, Büyük Türk Devleti'nin kurucusu,
    Millet'in Atası Mustafa kemal',in ölüm haberi ile üzüntü içerisinde,
    keder içerisinde!

    Ama aynı kederi duymayan hainler, elbette ki
    yaptıkları işten gurur duyarak, iğrenç emellerini büyüklerine
    anlatmakta…

    Büyük Millet Meclisi'nde Atatürk'ün ölüm raporu
    gündeme geldiğinde, 1935 yılında kapatılan ancak Meclis'ten tam olarak
    arındırılamayan masonlar ortaya bir fikir atarlar:

    "Efendim,
    gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım."
    derler ve ortada doktor raporu varken ne hikmetse bu böyle kabul edilir.
    Bunun arkasından Yeşilay icad edilir, bu olaylar da tarihteki yerini
    böylece alır.

    Şimdi size birkaç nokta sunacağım ve yazımızın
    derinlerşmesi için sorgulamayı buradan başlatacağız;

    1 Bir insanın alkole bağlı siroz olabilmesi için ortalama 15 yıl günde en az
    2-3 kadeh alkol alması gerektiği bugün tıp dünyası tarafından
    bildirilmektedir.

    2 Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç
    içki içmediği, daha sonraki yıllarda ise aşırı içki içmediği
    karşısındakilere içirdiği bilinmektedir.

    3 Atatürk'ün ölümünden
    sonra düzenlenen birinci raporda ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit
    toplanması olarak gösterilirken, ikinci raporda ise alkolle ilgili
    karaciğer iltihabı neden olarak gösterilmektedir. Yani raporlar arasında
    ciddi çelişkiler vardır.

    4 Atatürk'ün öldükten sonra otopsisi
    ya da biyopsisi yapılmamıştır.


    İşte bu noktalar akla "acaba
    saklanan bir gerçek mi vardır?" sorusunu akla getiriyor. Buradan yola
    çıkalım ve bu sır perdesini aralamaya çalışalım…

    Ceyhan
    Mumcu'nun 16.10.2005 tarihinde Mahiye Morgül'e anlatımından;

    "Bir
    deniz tabip albayının Atatürk'ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir
    doktora tezi var. Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı
    anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk'e
    sıtmatedavisi yapılmış, aşırı "Kinin" yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden
    iflas etmiş, siroze dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası
    üstadı azamlarından doktor Mim Kemal Öke'dir.

    Durumu iyice
    fenalaştıktan sonra yine bir mason olan Celal Bayar yurtdışından bir
    doktor getirtir. Yanlış tedavi yağıldığını, karaciğerin bu yüzden iflas
    ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar
    kaldığı Savarona'da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son
    günlerinde Dolmabahçe Sarayı'na ben gayımürülmüştü."

    Şimdi biraz daha
    geriye dönelim. Yıl 1935. Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt'a Masonların
    taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitap verir ve der ki;

    "Bunu
    güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver,
    gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet
    et. Seninde bu işde büyük şeref payın olacaktır."

    Böylece
    Bozkurt, Paşa'nın istediği şekilde bir konuşma yaptı. Meclis'teki
    masonları bir telaştır aldı.
    Bunun üzerine Şükrü Kaya, Kazım Özalp,
    Mahzar Germen Katib-i umumi Recep Pker'e yalvar yakar oldular.

    Ertesi
    hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:

    "Arkadaşlar;
    bugünden itibaren Türkiye'de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar
    kapanmıştır."

    Salon "KAHROLSUN YAHUDI USAKLARI!" sesleriyle
    inliyordu. Grup dağıldıktan sonra masonlar, doktor Mim Kemal'i önüne
    katarak Atatürk'ün makamına çıkmışlar;

    "Efendim biz zaten
    maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz
    pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız" demişler. Atatürk'te karşılık
    olarak;

    "Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra… Siz
    Avrupada hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?" diye
    sormuş.

    "Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de Barca Mison
    Cenaplarıdır." demişler. Bunun üzerine Atatürk çok öfkelenmiş;

    "HAYDİ
    DEFOLUN BURADAN, CEHENNEM OLUN GİDİN, YAHUDI UŞAKLARI! Benim milletim
    bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi, bir çıfıt yahudiye uşak mı
    olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı
    kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi'ye
    hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan! " diyerek onları
    kovmuştur!

    Korkudan üç buçuk atan satılık masonlar durumu
    İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirir ve sabah olmadan tüm localar
    kapanır.

    Mustafa kemal Atatürk, yukarıda belirttiğimiz konuşmaya
    ek olarak 10 Ekim 1935 tarihinde Ankara'da Çankaya köşkünde doktor Mi,m
    Kemal Öke'ye hitaben şunları da ekliyordu :

    "Mason cemiyetinin
    faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem
    gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha
    diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz" demişti…

    Ancak İsmet Paşa'nın
    cumhurbaşkanlığı sırasında kanun-u mahsusla localar kapanmadı diye
    Masonların müracaatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar.

    Ve
    1952 de ise Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden CELAL BAYAR da,
    Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği ve Masonların loacalarını kapatmak
    istediği kanun teklifini red ederek bu suretle localarını kanunla
    pekiştirdi .

    Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram
    Benorayas, Türkiye Mason Cemiyeti'nin kapandığını Moskova'da bir
    toplantı sırasında öğrendi ve şunları söyledi;

    "Türkiye"deki
    mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin
    durdurulduğunu Moskova"da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan
    bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi
    sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde
    haykırdım :

    "O sarı lider ortadan suret-i katiyetle
    kaldırılacaktır!
    Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti,
    feci şartlar aştında ölümdür!…"

    Atatürk"ün âni bir dönüşle mason
    cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk
    anlarda Kemal Atatürk"ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o,
    felsefemizin Türkiye"de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Ancak
    doktorlarımız Atatürk"ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden,
    Kremlin'in istediği "esrarangiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm"
    kararına uyduk. Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir
    şey olmamış gibi O'nun her hareketi'ni alkışladılar. Zamanla O'nun
    etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı Lider, kendiliğinden bu
    çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. O zannetti ki; bütün
    muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da
    tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla! Bu sebeple
    kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi."

    Localarını
    kapattığı için Atatürk"ü "ortadan kaldırma" kararı alan mason-komünist
    ittifakı silahla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10"larda olduğu için
    tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar :

    "Onun ölümü esrarengiz
    olacaktır!"

    Türkiye"nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa
    Hakkı Nalçacı, acilen Kremlin"e davet edildi. Nalçacı Moskova"ya
    korkarak gitti. Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin"in Çankaya"ya
    siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi.
    Kremlin, Nalçacı"ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı.
    Kremlin"den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, işi ileri
    ben gayımürerek Atatürk"ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında
    bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin "gerici Mareşal Çakmak"ın
    tabancasına hedef olunacağı" itirazı ile Nalçacı"yı frenledi.

    Varnalı
    Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye"deki masonları
    ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı Kremlin yetkilileri ile
    toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz,
    ünlü Sovyet despotu Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma
    cihazıyla takip ediyorlardı .

    Benorayas 1 Ağustos 1948 tarihli
    Yunan Halkın Sesi (Laiki Foni) gazetesinde bunları yazarken, Yunanlı
    gazeteci Apostolos Grazos da Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 15
    Eylül 1949 tarihlerinde yazdığı seri yazıda şu görüşleri dile getirdi;

    "Filistin
    Siyon kolonilerini meydana getirmek için "Osmanlı İmparatorluğu"nu
    parçladık.Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı.
    Bunları seri olarak tatbik etmek icap etdiyordu ki; Doktor Abrayava ve
    Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar. 1937 ortalarında,
    ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk"e
    ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi..
    Böylelikle gösterdiği tedavi usülü Atatürk'ün sinir organlarını felce
    uğratt. Atatürk'te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri,
    istifralar, karşısındaki arkadaşı tanımamazlıklar kendini gösterdi. Bazı
    Avrupalı tıp dahileri, siroz mütehassısları, Sari Lider"in hastalığı
    ile meşgul olmak istediklerini Türk hariciyesine bildirmişlerse de;
    Türkiye'deki mukaddes üçgenimiz, meydana getirdikleri muhkem mevki ve
    selahiyetlerini cemiyetimize muhalif olanlara Sarı Lider"in tedavisinde
    vazife vermemekle bize pek ala ispat ettiler."

    Atatürk'ün
    hastalığı, konan teşhis ve uygulanan tedavi Varnalı Yahudi Farmason
    Acram Benaroyas, Atatürk"e ilk darbeyi 1937 yılı ortalarında
    indirdiklerini söylerken, bundan birkaç ay sonra Aralık 1937″de
    Yalova"da Atatürk"ü resmen muayene eden Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ilk
    teşhisi "karaciğer üç parmak kadar büyümüş ve sertleşmiştir" diyerek
    koydu.

    Oysa, Benaroyas'ın söylediği aylarda Atatürk kaşıntıdan
    muzdaripti. Çankaya'da bir akşam doktorun biri kaşıntıların karınca
    ısırması sonucu olduğunu söyledi. Atatürk, ""Ben geceleri kaşınıyorum,
    karınca yatak odama kadar girer mi?" diye sorunca, aynı doktor "evet"
    cevabını verdi. Köşkte et yiyen cinsten küçük kırmızı karıncaların
    varlığı söylentisi yayıldı. Hatta böyle karıncalardan bulunduğu tesbit
    edildi. Atatürk'ün İstanbul ve Yalova'da olduğu bir sırada
    Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Süreyya Anderiman Sağlık Bakanlığı
    Müsteşarı Dr. Asım Arar"a telefon ederek "Köşkü karıncalar bastı,
    Atatürk kaşıntıdan şikayetçi, bir çare bulun." dedi. Doktor ve diğer
    sıhhı personelden oluşan 8 kişilik karınca arama ekibinin çalışmalarını
    Dr. Nuri Refet Korur "evet kırmızı renkte küçük karıncalar gördük" diye
    açıklamıştı. İlgili mütehassıslar da; bu tip karıncaların Çin'den
    Avrupa'ya geldiğini ve etle beslendiklerini söylemişlerdi. Karınca
    hikayesini bilen Atatürk, Dr. Velger"in karaciğerle ilgili teşhisini ve
    kaşıntının sebebinin bu olduğunu duyunca şaşırmış, ama belli etmemişti.

    Atatürk'ü
    yavaş yavaş öldürme planı hızla işliyor, Atatürk"ün hastalığının
    teşhisi ile ilgili farklılıklar Atatürk'ün ölüm raporlarına bile
    yansıyordu. Atatürk'ün fenni rapora geçen hastalığı "Alkole bağlı siroz"
    olarak tanımlandı. Oysa aynı rapora imza atan doktorlardan Prof. Dr.
    Neşet Ömer İrdelp, daha sonra "bunu kati olarak kestirmek mümkün değil"
    diyerek "hipertrofik siroz" tanısına yöneliyordu. Yani alkole dayanmayan
    (sıtma) siroz.

    30 Temmuz 1938 Cumartesi günü Prof. Dr. Neşet
    Ömer İrdelp, Atatürk"ün kalbinin kuvvetli olduğunu düşünürken, 4 gün
    sonra kalbi kuvvetlendirici iğne yapılmasına karar veriyordu.

    Dr.
    Asım Arar ise, Dünya Gazetesi'ndeki mülakatında Atatürk"ün hastalığı
    ile ilgili olarak "karaciğer kifayetsizliği"nden şüphelendiğini bu
    şüphesini "söylenmesi icap eden" kişilere söylediğini, bu kişilerinse,
    böyle bir ihtimalin mevcut olmadığını söylediklerini bunu üzerine ise
    kendisinin daha ileri gidemediğini söylüyordu. Cumhurbaşkanlığı Genel
    Sekreteri Hasan Rıza Soyak da, Dr. Arar'ın söylediği türden birinin
    Atatürk'ün çevresinde bulunabileceğine inanmanın kendisi için güç
    olduğunu söylüyordu. 31 Temmuz 1938 günü Viyana'dan gelen Prof. Dr.
    Eppinger Atatürk'e çiğyemiş kürü uygulayarak bol bol kavun karpuz
    yedirmiş, ertesi gün Almanya"dan getirilen Prof. Dr. Bergman'da
    Atatürk'e rendelenmiş elma yedirtmiştir. Daha sonra da bu iki doktor bir
    araya gelerek damar tıkanıklığını düşünerek Atatürk'e Salygran
    şırıngası uygulamaya karar vermişlerdir. Aynı gün yapılan konsültasyonda
    bu Alman ve Paris'ten getirilen Prof. Dr. Fissinger ise yukarıdaki
    doktorlardan farklı olarak afyon mürekkepleri ile şibih kalevilerin
    (alkoloid) verilmesini uygun görüyordu .

    Zehirlendiğini anlamıştı
    Atatürk, Afet İnan'a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu;

    "Afet,
    vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle
    hastalık durmamış ilerlemiştir.. Hükümet benim reyimi almaya lüzum
    görmeksizin Fissinger'i getirtti."

    Atatürk'ü tedavi(!) eden
    doktorlar:

    Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof.Dr. Nihad Reşad
    Belger Atatürk"ü tedavi eden sürekli doktorlardı. Prof.Dr. Akil Muhtar
    Özden, Prof.Dr. Süreyya Hidayet Sertel, Prof.Dr . Mim Kemal Öke(adı
    sürekli tedavi edenler arasında da geçmektedir), Prof.Dr. Samuel
    Abrevaya Marmaralı, Dr. Mehmet Kamil Berk, Prof. Dr. Mustafa Hayrullah
    Diker ise gerektiğinde sürekli doktorların danıştıkları danışman hekim
    olarak görev yapmışlardır. Sağlık Bakanı Dr. İ.Refik Saydam idi. Sağlık
    Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr. Asım Arar idi. Bunların dışında, Paris'ten
    Prof.Dr. N. Fissinger (3 defa), Berlin"den Prof.Dr.Von Bergman,
    Viyana"dan Prof.Dr. H. Epinger isimli üç yabancı doktor da Atatürk"ün
    tedavisinde görev almışlardır.

    Şimdi size yukarıda bahsettiğimiz
    Prof. Dr. Bergman ve Prof. Dr. Eppinger'ın Atatürk'e verdikleri
    Salyrgan adlı ilacın içeriğini kısaca anlatayım: Salyrgan (civalı
    ilaç)"ın Atatürk"ün tedavisinde "ajan tedavi ilacı" olarak kullanıldığı,
    aslında Mustafa Kemal Atatürk"ün bu ilaçla ağır ağır zehirlenerek
    öldürüldüğü ortaya çıkmıştır. Öte yandan Atatürk"ün daha evvel sıtma
    geçirdiği bilinmesine rağmen karaciğer ve dalağı yıpratan Kinin ve
    Atebrin gibi ilaçlar bol miktarda kullanılarak ölüm çabuklaştırılmıştır.
    Sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi"nden Atatürk için 43 kutu kinin
    ilacının alınmış olması buna iyi bir örnektir.

    Atatürk'ün
    tedavisi için doktor seçimini kim yapmıştır?
    Purinol adlı ilaç
    Atatürk'ün tedavisinde ne kadar kullanılmıştır? Bu ilacı imal eden Hakkı
    Bey, (Ruhsat tarihinde soyadı kanunu daha çıkmamıştı.) Mustafa Hakkı
    Nalçacı denen kimse midir?
    Burun kanamalarından dolayı Atatürk'ü
    tedavi eden Dr. Naki Yıldırım yerine Numune Hastanesi Kulak Burun Boğaz
    Uzmanı Prof. Dr. Meyer'e görev verilmesine neden ihtiyaç duyulmuştur?
    1938
    Şubat ayında doktorların gelmesini uygun bulmayan Atatürk'e rağmen
    Prof.Dr, Frank, Prof.Dr.Epinger hangi gerekçe ve kimlerin tavsiyesi ile
    niçin getirilerek destursuz Atatürk'ün vücudu onlara emanet edilmiştir?
    Müsteşar
    Dr. Arar'ın yaptığı ilk teşhisi bildirdiği ve kale almayan yetkililer
    kimlerdi?
    Atatürk'e kaşıntıların sebebini karınca ısırığı olarak
    teşhis eden ve Çankaya Köşkü'ne ziyaretçi olarak 1937 sonlarında gelen
    doktor kimdi?
    Ölüm anında Atatürk"ün ağzına su verdiği ölüm
    raporunda belirtilen Dr.Kamil Berk ölüm raporunu niçin imzalamamıştır?
    Atatürk,
    Dr. Nihat Reşed Belger'e daha önce kendisini muayene eden Prof. Neşet
    Ömer İrdelp'in koyduğu teşhisi kontrol ettirme ihtiyacı neden
    hissetmiştir?
    Dr. Fissenger'in yazdığı reçeteleri hangi eczacı
    yapmıştır?Bu eczacı Mustafa HAKKI nalçacı mıydı?
    Bahsi geçen yabancı
    doktorlar getirilmeseydi Salyrgan şırıngasını Türk doktorlar uygularlar
    mıydı?
    Sürekli doktorların bilgisi dışında Paris'ten getirilen
    ilaçların sorumluluğu kime aittir? (Paris'ten gelen ilacı bünye kabul
    etmemiş, hasta daha da fenalaşmıştır. 24 Ağustos 1938″deki bu tedavi
    işin dönüm noktasıdır. Atatürk, o tedaviden sonra "tamamiyle başka
    şahsiyet olmuştum. Çok tuhaf" diye Prof.Dr. İrdelp'e anlatıyor)

    Paris"te
    ilaç alınan 54 Reu Faubourrg Sainet Honere adresindeki firmanın
    Dr.Fissenger ile olan bağlantıları nedir?

    Özel Kalem Müdürü
    göreviyle Atatürk'e Köşk'ü karıncaların bastığına inandırmaya çalışan
    Süreyya Anderiman kimdir?

    Atatürk"ün ölümün üzerine düzenlenen
    iki rapordan; ilkinde teşhis karında toplanan sıvı, asit olarak
    belirtilirken, ikinci raporda alkolle ilişkili karaciğer iltihabı
    denmesinin sebebi nedir?

    Atatürk'ün tedavisi ile ilgili notları
    olduğunu söyleyerek, bir gün hatıra yazacağını söyleyen Dr. Ömer İrdelp,
    bahsettiği hatırayı niçin yazmamıştır?

    Atatürk'e biopsi ve
    otopsi yaptırmama kararını İçişleri Bakanı mason Şükrü Kaya mı
    vermiştir?

    Atatürk"ün sıhhı hayatına ilişkin bilgiler Sağlık ve
    Sosyal Yardım Bakanlığı"nda nasıl kayıp olmuştur? ( Bakanlık 1976
    yılında bilgi isteyen bir profesöre "tüm aramalara karşın
    bulunamamıştır" cevabını vermişti)

    1948 ve 1949 yılında Bulgar
    yahudisi Framason Avam Benaroyas ve Yunan gazeteci Apostolos Grazos'un
    Yunan gazetelerinde yer alan iddiaları üzerine

    Türkiye
    Cumhuriyeti hükümeti herhangi bir araştırma ve girişimde bulunmuş mudur?
    Yoksa, haberi dahi olmamış mıdır?

    Durum bundan ibarettir!






    ALINTI....

      Forum Saati Perş. Nis. 26, 2018 10:53 pm